Vodafone Arena Sanatçı Ruhu Derinden Yaralıyor!


Vodafone Arena Logosu her “gerçek” Tasarımcı ve Sanatçı ruhu derinden yaralıyor!

 

“Sanatçı toplumun her zaman bir adım ilerisinde olmak zorundadır.”

 

Bu, belki, yeryüzündeki bütün gelişmiş toplumlar da genel kabul gören bir anlayıştır. Biz her ne kadar gelişmekte olan(!) bir toplum olsak da, bizde de kabul gören bir anlayıştır.

 

 

Modern zamanların tanımları içerisinde yer alan “iletişim”, her ne kadar bazı yüksek eğitim kurumlarının marketing bölümleri ile iç içe geçmiş gibi dursa da, kökleri Grafik Tasarım ve onun uzantısında da Sanat kavramına kadar uzayan bir olgudur.

 

 

Sanat kavramı Etimoloji Türkçe web sayfasına göre http://www.etimolojiturkce.com/kelime/sanat  Arapça ṣnˁ kökünden gelen ṣanˁat صنعة  “imalat, işçilik, ustalık, hüner” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ṣanaˁa صنع  “imal etti, yaptı, işledi, düzenledi” fiilinin mastarıdır. Diğer bütün kültürlerde de benzer anlamlardan türemiş bir kavramdır, Sanat.

 


Bu bir reklamdır

 

Sanat, tarihi açısından da bakıldığın da, kırılma noktaları, keşfedilen yeni “bilgi/bulgu” ile ciddi sıçramaların olduğu bir alan. Bu sıçramalardan biri, matematik biliminden ve tarihinden örnekle ifade edersek daha kolay anlaşılacaktır, Matematikte 0 (sıfır) değerinin Matematiği ve uzantısında Matematik kökenli tüm bilgimizi nereye taşıdığına bakarak, perspektiftir. Her ne kadar insanlık tarihinde perspektif mağara resimlerine kadar vardırılabilecek olsa da, bugün tasarım kavramı ile ayrılmaz bir bütünlük oluşturan Perspektifin mucidi olarak kabul gören isim, bir Mimar/Ressam olan Filippo Brunelleschi (1377-1446 Floransa). 1436 yılında yayınlanan bir kitapta Leon Battista Alberti perspektifin Matematik kurallarını anlatıp bu kurallarla resimlerde perspektife ulaşılabileceğini söylemektedir. Son olarak da Albrecht Dürer 1525 yılında yayınladığı “Underweysung der Messung mit dem Zirckel und Richtscheyt” kitabı ile Bugün bildiğimiz “Tasarı Geometri”nin temellerini oluşturacak bilgileri derledi.

 

 

Bugün Sanat ve Tasarım kavramları aslında oldukça içi içe giren ve neyin Sanat neyin tasarım olduğu konusunda insanların çok büyük bir bölümünün ayırımını yapamayacağı disiplinler. Tasarım displininin kökeni de Sanat çıkışlı olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Sanat eğitimi, yine dünya da kabul gören algısı ile; bazı insanlar da varolan yeteneği eğitimle geliştirmek yönlendirmektir! Olmazsa olmazı yetenek, beceri, hünerdir ve yaratıcılıktır. Tasarıma yeteneği olmayan birine verebileceğiniz eğitim hep bir ayağı eksik kalacak olan “Tasarımcı”lar üretir.

 

 

Ülkemizin eğitim sisteminin, eğitilmek isteyenleri birer “müşteri” gibi görmeye başlamasıyla da ekseninden oldukça kaymış olan bir Sanat eğitimine sahip olduğumuz gerçeği önümüzde duruyor, ne yazık ki! Nüfusu 80 milyon, gelişmişliği bizle kıyaslandığında ışık yılı mesafeli Almanya’da “Güzel sanatlar Fakültesi” sayısı 28’ken Türkiye de Sanat ve Tasarım fakültelerini de kattığımız da 50’nin üzerinde “Sanat Yüksek eğitimi” 86-100 civarı “Güzel sanatlar Liselerini” de kattığımızda, ülkemizin bir Sanat ve Tasarım cenneti olması gerekmez mi:)) Ama hiç de öyle değil.

 

 

Tüm bu girizgahın, kıyaslamanın, eğitim karşılaştırmalarının Vodafone Arena Logosu’nun ruhumu daraltmasıyla ne ilgisi var? Basit! Beşiktaş Kulübü Yöneticileri “sır gibi saklanan” bir Tasarımcıya/Ajansa Beşiktaş Spor Kulübü tarihinin en önemli, en simge olacak yapıtlarından biri için Logo Tasarlanması görevini verdi/vermiş olmalı. Girizgahın uzantısın da tasarımdan nasibini almamış bu Tasarımcı/Ajans Logolar hazırladı ve yönetime sundu/sunmuş olmalı. Ülkenin bir yere seçilen her insanı o yere seçildiğin de “Everenin tüm bilgileri kendilerine vahyedildiğinden”(!) sunulan Tasarımlar arasından, bu herşeyi bilen(!) Yöneticiler birini/bir kaçını beğendiler(!) Bu olsun dendi!Taraftarın, ki bugünkü yönetimin ifadesiyle “Kulübün gerçek sahibi olan” taraftarın, baskıysla/olsa gerek, geri adım atıp, 2 adet logoyu web sayfası üzerinden taraftara/halka oylattılar.

 

 

Ve taraftar/halk yukarıda sağ tarafta olan logoyu seçti(!) “Artık Vodafone Arena’nın Logosu bu!” dendi :(

 

Logunun görselliği/sözüm ona hikayesi çok açık; “Stada konan kartal”:)) Hikayesinden falan vaz geçtim. Sadece seçime sunulan iki logonun 600 yıl önce yazılan kitaplardan ve bunca Güzel Sanatlar Lisesi ve Fakültesine rağmen, ortaya çıkan ve seçime sunulan bu Logolar, benim jenerasyonumun Güzel sanatlar Eğitimini almış/koklamış her insanın yüreğini, estetik zevkini yaralar! Benim rahmetli babamın tabiri ile “Sizi okutan hocanın ….!” dedirtiyor bana.

 

 

Seçilen Logo da “kaligrafik” çizglerle oluşturulan bir “stadyum”(!) imgesi ve bir Kartal var! Stadyumu oluşturan “imge”nin hali, yine benim jenerasyonumun, meslek lisesi Teknik Resim dersini almış bir “çocuğun” yapmayacağı büyüklükte bir bir hata(!) Peki hata mı, yoksa Bilgisizlik mi? Ne Logoyu Tasarlayan ne de hangi logonun seçime gireceğine karar veren yönetici bu bilgiye sahip değiller! Ortada olan sonuç diploma gerektirmiyor! Bir yere seçilmekle “everenin vahyedilen tüm bilgileri”(!) için de Estetik demek ki yok!

 


 

 

Kırmızı ve Mavi diskler bu perspektifte yaklaşık olarak açık olan “silindirin” ön ve arka tarafının üst yüzeylerini oluşturuyor ve bunların iki ayrı disk (resim 1) yerine tek bir disk olması gerekiyor (resim2). Perspektif olarak doğrulaştırılmış çalışmanın da, Logounun tasarım mantığına(!) göre yerleştirdiğinizde, proporsiyonlarla küçük bir oynama yaparak, yerleştirebilirsiniz (resim3)! Bunu sadece eğitimli bir göz görüyor sanıyorsanız, yanılıyorsunuz! İnsanlar içgüsüdüsel olarak, doğru olan perspektifi bilir, hem de her insan! Sadece Bildiğini sananlar(!) yanlış bilgilerinin kendini yönlendirmesi sonucu Göremezler!

 

 

Beşiktaş’ın “estetik bilgiden” yoksun seçilmiş son dönem yöneticilerinin, 1940-41 sezonunda, Süleymaniye’yi  6-0 yenen Beşiktaş’ın, o maçta stadta “Karakartallarım” diye bağıran Mehmet Galin’e atfedilen ve Beşiktaş’a çok yakışan bu “Karakartallar” benzetmesi ile “her yere bir kuş kondurma” eğilimi var. Önceki Yönetim de, bildiğim kadarıyla, Genel Kurul yetkisi olmaksızın Beşiktaş armasının üzerine “bir kuş kondurmuştu”! Gelenek devam ediyor(!).

 

 

Stadan “kondurulan kuşa” gelince; Efsane “Karakartal” iken, sadece Kuzey Amerika’da yaşayan, Amerikan kartalı” olarak bilinen “beyaz baş ve kuyruklu” kartalın bu logoda da kullanılmış olması, bir başka cehalet(!) örneği! Bu konu eğitimli beşiktaş taraftarları arasında da yıllardır dile getirilen bir konudur zaten:/

 

 

Bu kadar yerden yere vurduğum, kötü olmaktan da öte olan bir Logounun seçimine Vodafone gibi, gerçekten Kurumsal Bir şirketin olurunun olması, son günlerin moda(!) deyimiyle de, Manidar! Aslında değil, çünkü Vodafone Türkiye yönetimi de bu yazının girizgahının sonucu!

 

 

Peki nasıl olmalıydı?

Böyle bir görevlendirme ile bu soruya cevap arayacak her normal (!) tasarımcının ilk bakacağı yer, benzer soru ile karşılaşan başka tasarımcıların ne yapmış olduğuna bakmakla başlar. Bu Tasarımcıya “fikir” verirken yapacağı tasarımın da başka tasarımlara benzememesini sağlar. Her tasarımcı(!) tasarımının unique (eşsiz, tek, benzersiz) olmasını ister. Bu, tabiri caizse, içgüdüseldir. Normal şartlar altında bir Tasarımcı kendi işlerine bile benzemeyen işleri tasarlamakla yarışır. Ülkedeki sportif rakiplere bakmakla başlardı, hem de büyük bir kesinlikle. İşte Galatasaray stadyumu “Türk Telekom Arena” logosu:

 


 

Galatasaray Türk Telekom Arena Vektörel Logosunu indirmek için tıklayınız.

 


Soz amanlar da moda olan “ben şuna benzettim, şunu anladım, bana şunu anlatıyor” zevzekliğine kaçmadan, Logonun grafik dilinin, tasarımcısı ve karar veren Yöneticilerinin Beşiktaş daki karşılıklarından daha yetkin olduğunu, estetik birikimi olan her göz, ilk saniyesinde görebilir zaten.

 

 

Peki diğer sportif rakip Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu…? Onların bir Logosu bile yok! Eksikliğini bile hissetmemişler demek ki:)) Yurdum insanı tadında Yurdum yöneticileri!

 

 

Peki ya dünyada bu anlamda neler üretilmiş?

Futbol dünyasının “Mekke”lerinden biri olan Wembley Stadyumu logosu:

 


 


Ahh Wembley Stadyumunun kentin de sembollerinden biri olması için planlanan “Arch”ının “Türk Telekom Arena” logosun da ne işi var diye siz sordunuz ben söylemedim :)

 

Ya da Modern Stadyum mimari örenklerinden, Cape Town;


 


Diğer örneklere de çok bakmaya gerek yok, dilerseniz siz bakabilirsiniz. Muhtemelen diğer Logolarda da fark edeceğiniz en önemli şeylerden biri, bu anlamda bir “trend”ten söz etmek mümkünse, Logoların mimari ile bir paralellik gösterdiğidir. Bunun da kendi içinde sağlıklı bir mantığı var. Yine ülkemizde yanlış kullanılan “Kurumsal Kimlik” kavramının içine bakmamız gerekir! Kültürümüzde “Kurumsal Kimlik” olarak devşirilen kavramın karşılığı orijinin de “Corporate Idenetity”dir. Ama Corporate Identity bizim “Kurumsal Kimlik” dediğimiz şey değildir, onun “çatısıdır! Bizim “Kurumsal Kimlik” dediğimiz şeyin orijinin de adı “Corparate Design”dır (Kurumsal Tasarım). Corporate Identy mantığı içerisinde, mimari unsurların kendisini Corporate Design dediğimiz şeyin içinde bulması da mantığın doğru uzantısıdır.

 

 

Peki Stadyum için bir Logo gerekli mi?

“Eski ve çağdaş olmayan kafalar” için gereksizdir. Batı’da da bir çok stadyumun kendine ait bir logosunun olmadığını görebilirsiniz. Ancak günümüz Marketing mantığı içerisin de, spor alanlarına “özel isimler” veriyorsanız onların kendilerine ait bir “Kurumsal Tasarım”larının olması, aynı kendilerine ait yöneticilerinin olması kadar doğaldır ve olmalıdır.

 

 

Son cümle; Böyle bir logo yapacağınıza yapmayın, çok daha iyi! Haa unutmadan geçemiyeceğim Vodafone Türkiye size de kocaman bir Afferim (!).


Yeni Yorum Gönder

Cem
Sn.Cengiz Altın Sanatı yanlış ülkede icra etmeye çalışıyoruz. Bizim ülkemiz "nasıl olmuş?"çuların ülkesi. Bizim ülkemiz, reklamı reklam malzemesi olarak gören zihniyetlerin ülkesi. Logo nedir ki!(?) Altı üstü iki çizgi bir de font. Biz yanlış ülkeye yanlış düşüncelerle değer katmaya çalışıyoruz. İçimiz acıya acıya, şikayet ede ede... Koskoca dediğimiz firmaların logolarına, tasarım çizgilerine, sanat anlayışlarına bakın. Kartvizitlerini inceleyin. TV reklamlarına, tanıtım filmlerine bakın. Avrupa'dan devşirme, özenti malzemeleri kol gezer. Nerede kaldı özgünlük, nerede kaldı yeni mesaj algısı, anlayışı. Yarışmayla logo seçen, TL simgesi dahil kimse kusura bakmasın (halkın kullanacağını halk tasarlasın mantığı ile) o zaman yürüyeceğim yolu da ben tasarlamalıyım. O zaman eğitim alacağım okulu da ben tasarlamalıyım. Yürüyeceğim yolu da... Yaşadığım(ız) ülkede Çok zor, imkansız değil ama çok zor.

Köşe Yazarları