Osmanlı Kabadayısı

Dosya Kategorisi :
EPS , Ai , SVG , CDR , PNG , FH ,
İndirilme :
1033
Dosya Şifresi :
www.vektorelcizim.net

Osmanlı sosyal hayatının önemli bir parçası olan kabadayılar, kendilerini mahallenin düzenini sağlamakla sorumlu görürlerdi; ancak 20. yüzyılın başından itibaren bozulan sistem, onları suç âleminin önemli bir parçası haline getirdi.

 

Osmanlı'da kabadayılık ve külhanbeylik, efendi kabadayılar, tulumbacı kabadayılar ve külhanbeyler olarak sınıflandırılmıştır. Esas kabadayılar, daha ziyade dürüstlüğü  ile muhitinin hamisi vasfında olanlarıdır. Bu kişiler efendidirler ve kendilerine göre uydukları örf-adetleri vardır. Giyinişleri ile normal bir kimseden farkları olmayıp, silahlarını gizlemek için pardösüsüz gezmezlerdi. Zayıfı ve ahlaklı kimseleri korurlar, aksi yönde olanları ise ilk fırsatta yok ederlerdi. Topkapı, Mevlanakapı ve Çeşmemeydanı meşhur kabadayıların mekanı idi.

 

Tulumbacı kabadayılar yalnız yangınlarda görünürlerdi. Çatışmaları ise tamamen takımları  arası rekabetten ileri gitmezdi. Bunların arasında bir de Rum kabadayıları vardı ki, kasa hırsızlığı yaparlardı.

 

Külhanbeylik ise ilk olarak Gedikpaşa hamamında türemiştir. İşsiz takımı bu hamamda zorla gecelerler, üstelik rahat durmaz, müşterilerin yükte hafif pahada ağır eşyalarını  da çalarlardı. Eşyası çalınan kişi şikayet ettiğinde de “hamama girerken sende böyle bir şey yoktu” derler bir de temiz bir dayak atarlardı. Zamanla şehre yayılan ve daha ziyade soyguncu olan bu tiptekileri ise kabadayılar asla yanlarına yaklaştırmazlardı. Külhanbeylerinin geneli, polisle aralarını iyi tutar, menfaatleri icabı kendileri gibileriyle dalaşırlardı.

 

Hamamda büyüyen genç serseriler: Külhanbeyleri

 

Havada uçaaan karada kaçan,
Anasının koynundan kız kaçıraan,
Varrr mı ülen bana yan bakaannn....

Hiieeeeyyttt!!

 

Külhanbeylik ilk olarak Gedikpaşa hamamında türemiştir. İşsiz takımı bu hamamda zorla gecelerler, üstelik rahat durmaz, müşterilerin yükte hafif pahada ağır eşyalarını da çalarlardı. Eşyası çalınan kişi şikayet ettiğinde de “hamama girerken sende böyle bir şey yoktu” derler, üstüne de temiz bir dayak atarlardı.

 

Külhanbeylerinin geneli, polisle aralarını iyi tutar, menfaatleri icabı kendileri gibileriyle dalaşırlardı.. Çapkın, her türlü edepsizliği yapabilecek yaratılışta olan kimse, baldırı çıplak grubundan insanlar olarak görülüyorlardı.

 

17. yüzyıl İstanbul’unda başlayan külhanbeyliği geleneğinde kimsesiz ve başıboş gençler külhanbeyi olarak yetişirdi. Külhan bu işin mektebi kabul edilirdi. Külhana girmek içinse yetim olmak ve bir sınavdan geçmek gerekiyordu. Anasız babasız olmak, hiçbir aile bağının olmaması tercih sebebiydi. Külhana girmek için 15 yaşını doldurmak gerekliydi. 23 yaşına kadar külhanda kalan bu gençler daha sonra kendilerine uygun işlere yönelirlerdi.

 

Külhanbeylerinin dışarıda da uymak zorunda oldukları bazı kurallar vardı. Yaşları 10-14 arası olan külhanbeyleri dışarıya ikişer ikişer çıkmalıydılar. Bunların, Yahudilere saldırmaları şiddetle yasaklanmıştı. Zor durumdaki küçük çocukları ve güçsüz kadınları savunmaları gerekirdi. Seyyar satıcılardan hiçbir şey isteyemezlerdi. Fakat istedikleri parayı vermezlerse, özellikle lalalarıyla gezen ekabir takımına sataşmalarına izin verilmişti...

 

Külhanbeyleri "levendane" denilen"it adımı" ile yürürlerdi. Bu arada bellerine sarmış oldukları uzunca şal kuşağın bir ucu yere değerdi.

 

Cakalı bir şekilde boyun kırmak, omuz vurmak, dirsek çarpmak, çoluk çocuğa laf atmak, kadınlara sarkıntılık etmek, kabararak gezmek külhanbeylerinin övündükleri davranışlar arasında yer almaktaydı. Bunca kötü davranışlar sergileyen bu kişiler çoğu zaman dayak yemekten kurtulamazlardı. Bu, onlar için normal bir durumdu. Böylelerine "sulu" denilirdi..

 

Tulumbacı Kabadayılar

 

    “Karada aslan, denizde kaplan,
    Var mı bize yan bakan”!

    Hieeeeyyytt !!!

 

Tulumbacı kabadayılar yalnız yangınlarda görünürlerdi. Çatışmaları ise tamamen takımları arası rekabetten ileri gitmezdi.. Sermet Muhtar Alus ''30 Sene Evvel İstanbul'' kitabında tulumbacı kabadayıları şöyle anlatır:

 

Kendilerine has kıyafetleri, argoları ve tavırları vardır. Sıfır kalıp, dar Beyoğlu, vişne çürüğü fes. Tepede ve yanlarda perçemler. Yakası büzme omuzdan ilikli mintan. Kısa, dar ceket. Yenlerin içlerinde mor kadife. Yün kuşak bol pantalon. Yumurta ökçe ayakkabı yahut şıpıdık. Omuza asılmış saldırma veya belde kama. Arasıra notasız bir sesle veyahut ıslıkla, bir türkü ara nağmesi mırıldanmak. Sık sık sol kolunu kıvırıp, arkasından fıskiye gibi tükürüş tulumbacılara özgüydü..

 


Mahallenin Saygın Delikanlıları: Efendi Kabadayılar

Osmanlı’da hemen her mahallenin saygın sayılabilecek delikanlıları vardı. Bunlara kabadayı denilirdi. Ama kabadayılığı özellikle külhanbeyliği ile karıştırmamak gerekiyor. Çünkü kabadayılık aleminde külhanbeyleri makbul sayılmaz, hatta kabadayılar birbirlerini küçültmek için külhanbeyi derdi.

 

Kötülükten uzak duran, yiğit, iyi yürekli, yardımsever insanlar olarak bilinirdi kabadayılar. Bugünkü dizilerde iyi gibi gözüken, mafyavari ama hala yiğitliğini ve iyi yürekliliğini koruyan tiplemeler biraz kabadayılıktan alınıyor aslında.

 

Dönemin Osmanlısı’nda kabadayılar, kendilerini mahallenin düzenini sürdürmekten sorumlu sayarlar, sorunları çözmeye çalışır, özellikle kızları ve kadınları ayak takımının kaba davranış ve tacizlerinden korumaya çalışırlardı. Gençlerin meyhane ve kumarhanelere gitmelerine de engel olurlardı. Mahalleyle çok iyi ilişkileri vardı, hatta zenginler ve eşraf, kabadayıları gerektiğinde korur kollardı.

 

Kendilerine "külhanbeyi" denilmesinden ödleri kopan bu adamlar cahil ama terbiyeli, zevkli, iyi giyinen hatta iyi terzilerden giyinen adamlardı. Yanlarında silah olarak ‘saldırma’ taşırlardı.

 

Saldırma

Dost meclislerinde içki de içen bu adamlar asla sululuk yapmaz, kendilerini kaybedip çevreye zarar vermezlerdi. Aynı zamanda sportif adamlardı kabadayılar. Hatta bu gerekliydi, çünkü eğer mahallelerinde nam salmak istiyorlarsa, şöhretli bir kabadayıyla –bugünkü tabirle- kapışıp mağlup etmeleri gerekiyordu. Ama kabadayılar aynı zamanda tevazu sahibi insanlar olarak da bilinirdi. Hatta herkesin hava atmak için fırsat kolladığı günümüzün aksine asla icraatlarını ortaya dökmez, kendilerini övmezlerdi. Gece hayatında şehrin ünlü "yosma"larıyla takılırlardı. Yeri geldiğinde bir dava ya da kadın uğruna kavga eder, aralarında bir anlaşmazlık olduğunda racon keserlerdi, yani kendilerinden yaşlı ve bilge bir kabadayı heyeti her ikisini de dinler, kimin haklı olduğuna karar verirdi, genelde karara kimse itiraz etmezdi, ancak eğer ederlerse tek seçenek vardı: Düello. Bir kabadayı için en kötü şey ise "madra" olması, yani itibarını kaybetmesiydi

 

İstanbul’un en ünlü kabadayıları arasında Azapkapı iskelesinde sandıkçılık eden Arap Reyhan Ağa, Haddehaneli Kel Eşref, Kasımpaşalı Hüsnü, Çerkes Arif, Matlı Mustafa, Kavanoz Mehmed,Kadırgalı Kör Emin, Arap Dilaver, Mirasyedi Necmi, Tıfflıbozzade Kahraman, Arap Abdullah ve 1909'da bir ara Büyükada'da baskomiserliğe tayin edilen Sarraf Niyazi, bu âlemin önde gelen ünlü kabadayılarındandı.

 

Üveys Altun tarafından çizilen vektörel Osmanlı Kabadayısı görselini ücretsiz, üyeliksiz indirebilirsiniz.

 

Yararlanılan Kaynaklar

Sedat Uyar, Dünya Bülteni

oku.on5yirmi5.com /kitapambari.com


Yeni Yorum Gönder


Köşe Yazarları